pantolon üstü eteğin moda olduğu, ece erken'in sabah programı sunduğu, dayımın ankara'dan boncuklu bileklikler gönderdiği döneme dönmek istiyorum. ama kendi çocukluğum açısından değil. o dönemin renkli, sıcacık günlerini yaşamak istiyorum. daha az kaygılı, daha az sorumluluğumuzun olduğu zamanları çok özlüyorum. insanlar "üniversite yıllarını çok özleyeceksin" dediğinde, "para kazanmaya başlamışım neyini özliyim o sefil günlerin" diye çıkışırdım. meğer insanların özlediği şey daha az sorumluluk duygusuymuş. tek yapman gereken ders çalışmak ve okulu bitirmek... yüke bak :) şimdi ise herşey çok katmanlı. yaş ilerledikçe herkesin senden daha fazla sorumluluk almanı beklemesi, senin bu yükü taşıyabilecek gücün olup olmadığını düşünmeden sadece "yapman gerekiyor" baskısını yapması ne acı... omuzlarımızdaki yükleri nasıl taşımamız gerektiği öğretilmeden, sadece herkesin her yaşta aynı şeyi yapması bekleniyor. her yaşın ayrı bir sorumluluğu ve kuralı var sanki. o kurala uymazsan toplumdan afaroz ediliyorsun. e tabi bu yükü almadan yaşayabileceğin bir hayat da sana sunulmayınca, bilmeden daldığın bu denizde çırpınarak hayatta kalmaya çalışıyosun. keşke önce yüzmeyi öğretseler... "ee yüzeceksin, biz de bilmiyoduk" diyorlar. halbuki onların girdiği suların derinliği ve dalgası bizimkiyle bir değil... bunu anlamıyolar. anlamaları çok şart mı ondan da emin değilim... kimse bizi anlamak zorunda değil, biz de kendimizi anlatmak zorunda değiliz. yaşayıp geçelim işte. bugünü güzel analım yeter. çünkü ne olursa olsun, istediğin kadar yaşamadım diye düşün, pantolon üstü eteğin yeniden moda olmasıyla her zaman geçmiş zamanı özleyeceksin. bu özlem hiç bitmeyecek. o yüzden içinde olduğun günün kıymetini bil, sonrasına bi şekilde bakarız...